Friday, June 16, 2017

sanki hep başka bir alemdesin*


kAKULE kAFe
_Mayıs sonu_

telefonumu kaybettim. sabah şurada dursun diye hatırladığım telefon  sanırım çöple birlikte gitti. belki de iyi oldu. onsuz yaşamayacak duruma ne zaman gelmiştim. farkındayken devam edişim daha tuhafıma gitti. değerini anladığım şey zamandı ve  daha çok zamanım oldu.

bizimkiler Bolu'ya gitti. ders çalışmam lazım ve kızımın buna ikna olmayışı ikimizi de varmak istemeyeceğimiz noktalara getiriyor. telaşsız bir iki gün. keyfimin kahyası gibi gün diyeceğim ama çalışmam lazım. olmadığına kılıf değil kendine vereceğin cevap hazırladığını bile bile. sonra boğazıma bir şey düğümleniyor, özlüyorum.  özleye özleye bir hale geleceğiz, getireceğiz.

onları uğurlayınca güneş oturma odasına döndü. çiçekleri sağa kaydırdım. sabah sola akşam sağa. üşenmeden. üşenmeden yaptığım tek şey bu ara. bazen kendimi de aynı rahatlıkla yani ortam daraldığında da genişlediğinde de bir oraya bir buraya rahatça koyabilsem diyorum. öğreniyorum. orkidem su içinde yüzmeyi sevmiş. dallanıyor, budaklanıyor. yeşil yeşil sırıtıyor başını çıkarıp. tetragnia taş çiçeğim filizlenmiş, yeşil başını göstermiş. ümitleniyorum. kendisi mavi -bebek mavisi gibi-  renkli resimde sunuldu. bakalım nasıl gelecek.

dün sarı çiçeklere gittiğimizde F doğru şeyler söyledi. kullandığı kelimeler olayları öyle net anlatıyordu ki fazladan sorulara yer bırakmıyordu ve kuşkulara. kendini nasıl yolda tuttuğunu. hangi düşünceyle hala canlı tutabildiğini kendini. bense neden tutunamayışımı anlatamadım yine. kelimelerim yeni sorulara açıktı ve cevaplayacak hiç isteğim yoktu. içinde yaşadığım toplum canımı sıktığında o güne dair bir fotoğrafı çıkartıp bakacağım. 'ne gelir elimizden insan olmaktan başka' iyi bir insan olmaktan başka.

akşam oldu. kendimi  kemalpaşa tatlısına gömdüm. kusana kadar yedim. kusmadım tabi. istedim ve yedim. sonra söz verdim kendime. dönmek istediğim o neşeli hale dönceğim. hafifleyeceğim yani. bir de bunun yükünü mü çekecektim ki. hiç işte.

birsen tezer'le de geceyi 10 a bağladığıma göre yatağa konabilirim.

''uzaktan gelir gibi sesin
sanki başka bir alemdesin
her şeyde biraz seni bulurum
nerede olsam aklımdasın biraz
kimse bilmez kimse duymaz
bir tek ben bilirim seni sevdiğimi
bir de sen bilirsin
biraz. ''
B.
Tezer- İ. Şeşen

adios.

Friday, June 9, 2017

Ekşimaya ikiz doğurmak gibi değil dokuz doğurmak gibiymiş.


Olmuş mayayı hoşuma gitmediği için dökmüşüm. Serracığım, besle bişey olmaz dediğinde beynime kan gitmiyordu çünkü mayanın yerinde yenisi esiyordu ve 12 saat vardı günaydın dememe. Ağlasam kimse dönüp bakmazdı şu hale. Kendime sabredebilirsem bence daha kaliteli bir zaman geçirebiliriz kendimle ben ve maya. Yeniden kurdum. Beremin içine koydum. Ninni söylemedim bu sefer ama acemelik hem zahmetli hem çok heyecanlı bıdı bıdısı yaptım. İlişkimiz için daha manalı şeyler söyleseydim iyi olurdu sanki. Umarım daha baştan küsmemiştir.

Nükteli güfte, akşama köfte


 Çünkü her günü, bir gün önceki günkü artistliğimizin tükrüğü mahiyetinde, yalıyoruz.

Thursday, June 8, 2017

Yaban gülleriyle sarılmış


mürver çiçeklerinin gölgesinde biraz dinlendikten sonra elbette koşarak işlere, derslere kaçtık.



Bugünlerde sürekli dinleyip sürekli ağladığım bir şarkı var. Şarkının sözleriyle benim dinlerken içlendiğim sebep arasında dağlar kadar fark varken aynı aynı gözyaşında buluşabilmek.

Birazdan yağacak gibi duruyor ve bugün de bostana gidemeyeceğiz, Akşamla birlikte demlenemeyeceğiz demektir bu, hoş değil.

Sevmek güzel şey
Sevilmek

Wednesday, May 31, 2017

Kuğu


 Leydi Gagga.
Mayıs'ın son günü
güneşle birlikte
yağmur yağdı.
N, bir hırka uzattı kelimler arasından. bahçeye inip çekirdek çitledik:)
Hırka sımsıcak tuttu.
Eve gidip irmik tatlısı yaptım. Yanına da adaçayı yaktım. elemterefişkemgözlereşiş.

sabah- öğle- ikindi- akşam where is kuşluk?

sabah:

çünkü insan sabah çok erken saatlerinden  beri uğraşıp yapamadığı eflatun turna kuşu için ağlar. maksat dökülmek olsun. bak işte! mükemmel ağlayamam. hah!

öğle:
ruhuma şifa olmasını istediğim ezgiler adeta bir bela idi. kafamdaki tuhaflık kocaman bir ağrıya dönüşüp kanepeye kitledi beni.

ikindi:
sanırım daha çok ağrı çekmek için orta şekerli bir kahveyi yudumladım. emin değilim. kitaptaki cümleler ikişerleşerek kayboldular o arada. uyumuşum. güzeldi düşüm: kitap yazıyordum kaçan kelimlerle.

akşam:

bir değişiklik oldu ve yağmur yağdı. okula kızımızı almaya gidecekken sağanağa döndü. dönerken güneş açtı. F gitti, ben ince giyinmiştim ve tek şemsiyeye sığamazdık. avını bekleyen tilki gibi sinmiş tam o köşeden çıkmalarını bekliyordum. konuşaan bir fotoğraf yakalamak, armağan etmek istiyordum. olmadı, arkadan araba geçti hiç hesapta yokken. ben de kuğuyu bir kırmızı şemsiye ile bıraktım, suda gezindi.


Tuesday, May 30, 2017

Dikkat gerektirip önem arz eden mevzular.


Sadece fotoğraflarımı paylaştığım, başka, bambaşka bir alan istiyorum. Bulacağım bugün yarın. Yormayan, beni hep aynı noktaya ve duygulara getirmeyen, sıkıcılıktan  uzaklaşmış ve  kişileşmemiş.  Daha çok filme geçirmek, harekete sokmak istiyorum. An'ları şarkıda hep birlikte tutmak istiyorum. Vivian Maier'i düşünüyorum. Şimdi yaşasaydı nasıl tahammül gösterebilirdi. Bulurdu bir çaresini muhakkak. Derdi sevinci; tutkusu çünkü. Ben bunu ıskalıyorum dünyalığımla. Şimdi doya doya sevebilirsiniz birbirinizi, diyorum içimden. Sonra pikniğe götürüyorum kendimi. Yemişim dilbilimini. Beklesin.


Kafam öyle dolu ki güllerin yanından kıvırta kıvırta geçen tırtılın henüz farkında oluyorum; fotoğrafa tekrar dönüp baktığımda.Yıl bitiyor, yıla dair hatırladığım dinmeyen bir yetişme hali. Yaşadığımdan çok az şey anladığım yıl. Sonra diyeceğim ki:''şimdi ki aklım olsaydı...''
Şimdi ki aklım olsaydı tırtıllla ilgilenirdim. Güllerden yaptığı yuvasına gidişi takip ederdim. Belki sonunda benden bir öykü dinler ondan bir gül şerbeti içerdik. Kısmet, her şey kısmet.